8 Temmuz 2010 Perşembe

Sadece İnsan Olmak Adına: Düşünmek

"Düşünüyorum, öyleyse varım." ya da "İnsan, düşünen bir hayvandır." demiş eski filozoflarımız. Bize düşense artık dediklerine uyup, onları aşmak, insanı şu hayvanlığından kurtarmak ve düşünmenin ne amacı var çözmek...

İnsanlar düşünmüyor. Evet, düşünmüyorlar. Aslında tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlar. "Bunu böyle yaparsam şöyle olur"dan ibaret bir eylem sanıyorlar belki de. Düşünmedikleri için sorgulamaya fırsat olmuyor. Hani o hayvanlardan tek farkımız düşünmek ya, işte o farkın hakkını vermiyorlar. Bu cümle çok ağır oldu, biliyorum ama etrafta görünen insandışılıklardan daha ağır değil, rahatım.

İnsanlar düşünmeli. İnsanlar neyi neden yaptığını, yapıldığını, yaptıklarını düşünmeli. Hangi eylem olursa olsun, sonunda kayda değer bir amaç yoksa nedenleri üstüne düşünmeli. Eğer hala geçerli bir sebep yoksa o işi yapmaktan vazgeçmeli. Sadece insan olmak burada başlar işte, düşünerek yapmak. Arı insanın hayattaki tek aracı budur, düşünmek ve bu bizi gerekliye götürür. İyiye, kötüye, güzele demedim, demiyorum sadece gerekliye gideriz. O kadar çok gereksizlik var ki istenmeyen, sırf üstüne kimse düşünmediği için hala varlar...

İnsan sorgulamalı. Nerede olduğunu, nasıl olduğunu, ne olduğunu sorgulamalı. Etrafına bakıp insanları sorgulamalı. Onlardaki hataları görüp kendine pay çıkarmalı. Tüm mesele kendinizi bir şeylerin üstünde görmek ve aslında bir şeyler başarabileceğinizi anlamak ve hayatta sağlam bir yerde olduğunu fark etmek. Vardığınız ya da varacağınız sonuçları bilemem ki zaten şu aşamada çok da önemli değiller. Tek aracınız düşünmek, işte bütün mesele bu.

İnsan, üstüne en çok düşünülesi şey. Her nasıl oluyorsa en az düşünülen de o oluyor. Erkekler, askerde yalnız kalmayı beklememeli; kadınlar, evlenip kucağından uyuyan çocuklar düşünmemeli. Yani geç kalmamalı. Sadece bir insan olmak, işte bu bütün amacınız olmalı...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Siz, Saatleri

Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızdırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerinden alırlar.

Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.

Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimiz de, hem de onun kendi kişiselliğinde.

Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.

Aylar ayları açıklıyor.

Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.

Açıklanamayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.

Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.

Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.


Kentler yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler, kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlemevinde art arda mevsimler sökülür.

Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz.


Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.


Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.

Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.

Yüz yıl sonra bugün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız.

Siz tebeşirle karatahtaya ne güzel yazan.

Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.

Saatlerle yaşadınız.
Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.

Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.

Bakır kaptan günlük kokusu yayılır.


Geceyle birlikte.

Gece de.

Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?

İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi?..


*Cemal Süreya'dan alıntıdır.

20 Mart 2010 Cumartesi

Genç Werther'in Acıları

Herkesin bazen tadabildiği sevinci yok etmeye ne hakkımız var? Sıkıntılı olup da bu halini belli etmeyen, ona tek başına katlanarak başkasının neşesini kaçırmayan bir kimse gösterebilir misiniz? Daha doğrusu bu halimiz, kendi değersizliğimizi anlamamızdan, yersiz bir kendini beğenmişliğin doğurduğu kıskançlıkla ilgili olarak sürekli kendimize karşı duyduğumuz hoşnutsuzluktan ileri gelmiyor mu? Etrafımızda, mutluluğunu bize borçlu olmayan mutlu, neşeli insanlar görüyor ve bunu çekemiyoruz.

*Goethe'den alıntıdır.

 
Bu sitede yazan hiçbir şey doğru değildir. Bana ulaşmak için: emreayata@gmail.com